Etik Konular

İNTİHÂL  ÜSTÜNE

 

Sevgili öğrenciler!  İntihâl kelimesini duymamış olabilirsiniz. İntihâl, Arapça kökenli bir kelimedir. Ferit Devellioğlu’nun Osmanlıca – Türkçe Ansiklopedik Lügat’inde kelimenin tanımı şöyle verilmiştir: “Çalma, başkasının malını benimdir diye iddia etme; birinin yazısını veya şiirini kendinin gibi gösterme.”  İntihâl eden kimseye “müntahil” denir.

   Değerli gençler, intihâl ve kopya toplumumuzun kanayan yaralarından biridir. Bu kanayan yara yıllar yılı süren bir ihmalin, bir umursamazlığın eseridir. Eğri oturup doğru konuşmak gerekirse, bunun baş sorumlusu ailelerimiz değil, eğitim-öğretim camiasının kendisidir, yani bizleriz. Sizler gibi bizler de okullarımızda bu konuda eğitilmemişizdir. Bu yüzdendir ki, intihâl, bağışlanabilecek bir kusur gibi görülür ülkemizde; bir çeşit “çocukluk”tur, yanlıştır, hatadır, ama o kadar büyütülecek bir şey değildir.  Kopya ve intihâlin yeterince önemsenmediği, bu işin şakaya vurulmasından da bellidir. Hiç kopya çekmemiş olan bir öğrencinin alay konusu haline gelebildiği okullar bile vardır! Kopya, öğrenciliğin şanındandır...  Hangi öğrenci kopya çekmemiştir ki... Böyle denir... Ne yazık ki, intihâl ile kopya  konusundaki genel tutum budur bu ülkede.  

     Oysa intihâl,  batı dünyasında ve üniversitelerinde ağır bir suçtur. Sınavda “kopya çekmek”le aynı şeydir. Batı üniversitelerinde intihâl eden ya da sınavda kopya çeken bir kimse, işlediği fiil kanıtlanırsa, en ağır biçimde cezalandırılır. O kişi sadece sınıfta  bırakılmaz, doğrudan doğruya üniversiteden ihraç edilir; bu da yetmez, işlediği fiil, siciline işlenir; böylece, hayata atıldığı zaman iş bulması da zorlaştırılır. İntihâl ve kopya böylesine ağır bir suçtur; başkasının malını çalmakla birdir. İntihâl eden kişi bir öğretim elemanı ise, durum daha da vahimdir tabiî. Öğrencilere iyi örnek olması gereken kimse kötü örnek olacak duruma düşer çünkü. Sadece siz öğrencilerin değil, öğretim elemanlarının ve yazar çizer bütün kalem insanlarının öğrenmesi gereken şey işte budur. 

    İyi ahlak, dürüstlük önce ailede, sonra okul sıralarında öğretilmesi, öğrenilmesi gereken  ilk derslerden biridir. İntihâl ve kopya da her şeyden önce bir ahlak sorunudur. İyi ahlakın değeri, başarıdan da önde gelir. Siz öğrenciler başarısızlığı, daha iyi çalışarak, sabır, azim göstererek  zamanla pekâlâ başarıya dönüştürebilirsiniz, ama bozulan ahlakı iyi ahlaka dönüştürmek mümkün değildir. 

   İntihâl ve kopya sadece bu fiili işleyen kimseleri küçülten bir şey de değildir. Bu yolu tutan kimseler hepimize zarar verebilirler. Kopya çekme fiili için İngilizcede hile, aldatma, dolandırma  anlamlarına gelen “cheating” kelimesi kullanılır. İntihâl de bir hiledir, aldatmadır, dolandırmadır. Tıp fakültesinden kopya ve intihâl ile sınıf geçip diploma alan bir hekim düşünelim. Böyle bir hekime, daha doğrusu, hekim unvanını haksızlıkla kazanmış birine sağlığınızı emanet etmek ister misiniz? Her işin başı sağlıktır, hekimliğin gerektirdiği sorumluluk elbette çok özel bir sorumluluktur. Ama aynı sorumluluğu, aynı ciddiyeti öteki mesleklerde çalışanlardan da beklemez miyiz? Hile ile sınıf geçen bir mühendisin, bir hukukçunun, bir kimyacının, bir fizikçinin, bir iktisatçının, bir öğretmenin hayata atılınca topluma verebileceği zarar, hile ile mezun olan bir hekimin verebileceği zarardan daha mı az olacaktır? İntihâl ile kopyayı,  meslek olarak seçtiğiniz alanda da görüyoruz ne yazık ki. Öyle yayınevleri ve sözde çevirmenler var ki, daha önce başarılı bir biçimde Türkçeye çevrilmiş eserleri birkaç kelimeyi değiştirip yeni bir çeviriymiş gibi piyasaya sürebiliyorlar. Demek ki, hile, aldatma, dolandırma, yani topluma bu şekilde zarar vermek her alanda, her meslekte mümkün. Dolandırıcılıktan çekinmeyen birisi her şeyden önce meslek ahlakına yüz çevirmiş demektir. Sizler öğrencisi olduğunuz üniversitelere, fakültelere, bölümlere herhalde birinin zoruyla girmediniz; hattâ belki de büyük bir istekle girdiniz. Girdiğiniz okullarda öğrenecekleriniz, size ilerde bir meslek de kazandıracaktır. Meslek ahlakına saygı aynı zamanda bir vatandaşlık ödevi değil midir?

    Üniversite öğretiminin temelinde ilk ve orta öğretim sıralarında edindiğiniz birikim vardır. İlk ve orta öğrenim yıllarında kazandığınız dikkate değer başarılar yüksek öğretimde de çoğu kere devam eder. Aynı durum, ahlakî konularda da geçerlidir: intihâl ile kopyanın bir suç olduğunu daha ilkokul, ortaokul, lise sıralarında öğrenmiş olanlarınız üniversiteye girdikten sonra iyi ahlaktan herhalde vazgeçmeyeceklerdir. Ama ne yazık ki, üniversiteye yeni giren öğrencilerin daha önce bu yönde ciddi bir biçimde eğitilmediğini görüyoruz. Bu bakımdan,

sadece ve sadece siz öğrencilerimizi suçlamak pek doğru değildir; bunu teslim ediyoruz.  Fakat şimdiye kadar öğrenmediğiniz bir doğruyu öğrenir öğrenmez doğru olanı benimsemek de çok önemlidir. O halde, üniversitelerimize düşen bir ödev olmalıdır: intihâl ve kopya yoluna gitmenin bir ahlak eksikliğinden ileri geldiği gerçeğini genç zihinlere, biraz  geç kalınmış da olsa yerleştirmek, bu ahlak dışı fiili önlemek amacıyla caydırıcı tedbirler almak ve önlemek.

   İşin ahlakî yönü bir yana, öğrencinin başarı için de intihâle hiç ihtiyacı olmaması gerekir. Öğrenciler şu gerçeği unutmamalıdır:  üniversitede verilen ev ödevi, dönem ödevi, tez  gibi çalışmalarda kendilerinden beklenen şey dâhiyane fikirler imal etmesi değildir. Onlardan  beklenen şey, iyi çalışmaları, konunun önemli kaynaklarını görmeleri, okudukları kaynaklardan edindikleri bilgileri belirli bir görüş doğrultusunda işleme yeteneği göstermeleridir. Gözden geçirdiğiniz kaynaklarda birçok parlak fikir bulacaksınız. Sizler bu parlak fikirleri elbette kullanacak, elbette çalışmanıza  yansıtacaksınız. Aksi düşünülemez; hattâ verilen konudaki seçkin kaynakları görmemiş, dolayısıyla çalışmanıza yansıtmamış olmanız bir eksikliktir. Ama kullandığınız fikirlerin, görüşlerin kimin eseri olduğunu belirtmeniz şartıyla... Değerli bulduğunuz, beğendiğiniz her fikri kullanacak, ama müntahil durumuna düşmeyeceksiniz. Bunun da yolu, tek yolu kaynak göstermektir. Aslında, iş bu kadar basittir. Dürüstlük bu kadar kolaydır.

    Öğrenciler şu gerçeği de unutmamalıdır:  bir öğretim elemanı belli bir konuda bir ev ödevi yahut dönem ödevi vermişse, o konunun kaynaklarını elbette  biliyordur. Bunun aksi herhalde düşünülemez.     

   Bilimsel çalışmalarda bir gerçeği daha hatırlamakta büyük fayda vardır. Bir düşünür, bir bilim insanı, bir araştırmacı, bir yazar, ne kadar büyük olursa olsun, hiçbir zaman kendi alanında son sözü söylemiş sayılamaz. Hiçbir fikir, hiçbir görüş tartışmaya kapalı, şüpheden azade olamaz. Bilim yeni çalışmalara daima açık kapı bırakır. Bilgi üretim merkezleri olan üniversitelere düşen iş, şimdiye kadar ortaya atılmış parlak fikirleri olduğu gibi tekrarlamak değil, o fikirlerin ışığında yeni kapılar aralamaktır. Sizlere de, bizlere de düşen, bu açık kapıları görüp oradan yola devam etmektir.

   Sonuç olarak, sevgili gençler, intihâl ilkin bir ahlak sorunudur. Daha da ötesi, bir uygarlık sorunudur. İntihâl eden kişi birey değildir; çünkü bireyliğinden vazgeçmiş, kendi kimliğini silmiş, bir başkasının gölgesi olup çıkmıştır. Ama bütün bu ağır bedellere karşılık, kişiye beklediği şeyi, puanı, primi, notu  kazandıracağı da çok şüphelidir. İntihâl, belgelenirse, suçlu durumuna düşecektir. İntihâlin belgelenmesi pek de zor bir iş değildir.      

,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,